Milli Mücadelede İttihatçılık

Erik Jan Zürcher
Ekim 05
293 syf
9789750501289
27,50TL/Ad KDV Dahil
25,46TL+ %8KDV
Erik Jan Zürcher’in Millî Mücadelede İttihatçılık adlı kitabı, millî mücadelede İttihatçıların rolünün resmî tarihte yansıtıldığından çok daha önemli olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmasına İzmir suikasti davalarını çıkış noktası olarak alan Zürcher, 1926’
Erik Jan Zürcher’in Millî Mücadelede İttihatçılık adlı kitabı, millî mücadelede İttihatçıların rolünün resmî tarihte yansıtıldığından çok daha önemli olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmasına İzmir suikasti davalarını çıkış noktası olarak alan Zürcher, 1926’da, yani İttihat ve Terakki Fırkası kendini feshettikten tam sekiz yıl sonra İttihatçıların neden hâlâ tehlikeli sayılarak siyasal bir temizlik hareketine girişildiğini sorguluyor. Çalışmanın temellendiği varsayım, İttihatçıların Kurtuluş Savaşı’nın dayandığı insan ve örgüt malzemesini oluşturduğu ve İttihat ve Terakki’nin 1918’de kapatılmasına rağmen İttihatçı kadroların faaliyetlerini ve mücadelelerini bundan sonra da çeşitli biçimlerde sürdükleri... Birinci Dünya Savaşı sona ererken İttihatçı liderlerin ülkeden ayrılmadan önce Anadolu’da direnişin başlatılması için çeşitli hazırlıklar yapılması direktifleri verdiğine dikkat çeken yazar, mütarekenin hemen ardından hızla oluşan müdafaa-ı hukuk örgütlenmelerindeki İttihatçı etkisini ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. Özellikle Kara Kemal ve Kara Vasıf’ın Karakol Cemiyeti’nin bugüne kadar göz ardı edilen çok önemli faaliyetlerde bulunduğunu gösteriyor. 1921’de Enver Paşa’nın yurda dönme girişimleri üzerinde de duran Zürcher, Mustafa Kemal’in yalnız yabancı devletlere ve padişah hükümetine karşı değil, aynı zamanda millî hareket içindeki ciddi rakipleriyle de mücadele ettiğini savunuyor. Kitapta Mustafa Kemal’in İttihatçılarla ilişkisi 1905-1926 dönemini kapsayacak şekilde anlatılıyor. İttihatçılar ile Kemalistler diye bir ayrım yapmanın doğru olmadığını ileri süren yazar, bu aralarındaki rekabetin bir iç mücadele niteliği taşıdığını ileri sürerek, kimin kimi kullandığını konusunda kafamızda en azından soru işaretleri doğmasını sağlıyor. İlk yayınlandığı 1987’den beri çeşitli tartışmalara kaynaklık eden bu eser, Türkiye üzerine tarih yazımındaki kalıplaşmış yargıları kırmaya çalışıyor.