Küreselleşme Sürecinde Türkiye Ekonomisi: Bölüşüm, Birikim ve Büyüme

Erinç Yeldan
Nisan 06
202 syf
9789754708745
22,00TL/Ad KDV Dahil
20,37TL+ %8KDV
Türkiye ekonomisi son otuz yıl boyunca sürekli bir kriz süreci içinde yaşamakta ve 1990´lardan itibaren `istikrarsızlık-kriz-büyüme-istikrarsızlık`sarmalında bir kısır döngü içinde itilmiş görülmektedir. Türk iktisat yazınınıda yapılan tartışmalar krizin
Türkiye ekonomisi son otuz yıl boyunca sürekli bir kriz süreci içinde yaşamakta ve 1990´lardan itibaren `istikrarsızlık-kriz-büyüme-istikrarsızlık`sarmalında bir kısır döngü içinde itilmiş görülmektedir. Türk iktisat yazınınıda yapılan tartışmalar krizin ana nedenini genellikle sadece bir `kamu maliyesi` sorunu olarak görmekte ve krizi doğrudan doğruya kamu ekonomisinin `büyüklüğüne` ve `beceriksizliğine` bağlanmaktadır. ancak bu tür açıklamalar krizin tarihsel gelişimini Türk sosyo-ekonomik yaşamından tamamen soyutlayarak, sanki tek başına, kendiliğinden oluşan bir süreç olarak değerlendirmekte; krizin ardında yatan toplumsal bölüşüm ilişkilerini, bu ilişkilerin yarattğı sermaye birikimi ve sınıfsal çatışmaları göz ardı etmektedir. Böylece kriz olgusu tarihsel gerçekliğinden tamamen soyutlanmakta ve nihai göstergelerin düz yazı ile anlatımından öteye gidememektedir. Elinizdeki bu çalışma, Türkiye ekonomisinde gözlenen istikrarsızlık ve kriz olgusunu veri olarak almak yerine, `niçin?` ve `kim için?` sorularını sormayı amaçlıyor. Bu çalışma boyunca kriz süreci toplumsal sınıfların çıkar çatışmalarını gözeten bir bölüşüm perspektifine dayandırılmakta ve gerek kamu kesiminin finansman krizi, gerekse dışa açılım sürecindeki dengesizlikler, aslında ulusal ekonomide iktisadi artığın yaratılması ve yeniden dağıtılmasına yönelik dolaylı ya da doğrudan mekanizmaların doğal bir sonucu olarak algılanmaktadır. Türkiye gibi kapitalistleşme sürecine çarpık, denetimsiz ve eksik rekabetçi piyasa koşullarında eklemlenen çevre (peripheral) ekonomilerinde piyasa güçlerine dayalı istikrar arayışları ise giderek kırılgan bir yapı yaratmakta ve özü itibariyle yeni krizlerin yapısal koşullarını oluşturmaktadır.